Demokrasi mi Şirketokrasi mi

Demokrasi mi Şirketokrasi mi?

Demokrasi sözcüğünün kökü Yunancaya dayanmaktadır: demos, insan demektir, kratos da güç anlamına gelmektedir. Kelime manası için sözlüğe bakıldığında, bütün insanların eşit sayıldığı bir ortamda, halkın, temsilcileri aracılığı ile ya da doğrudan yönetimde olması şeklinde tanımlandığı görülür.

Son yıllarda yaşanan gelişmeler ise ABD gibi bazı ülkelerde hükümetlerin demokrasiden şirketokrasiye dönüştüğünü göstermektedir.

Demokrasi, halkın gücü elde tuttuğu hükümetler olarak tanımlanıyorsa, şirketokrasi şirketlerin gücü elde tuttuğu hükümetler olarak tarif edilebilir. Şirketokrasi şirketlerin kurduğu, şirketlerden oluşan ve şirketler için çalışan hükümetlerdir. Bankacılık, sigorta, enerji, medya, iletişim ve imalat gibi sektörler, gelir ölçeğinin zirvesindeki zenginler ve bunlara çalışan siyasilerden meydana gelir.

Terim, bugün daha çok ABD’deki ekonomik durumu anlatmak için kullanılmaktadır. Bazı görüşlere göre ABD’nin bir zamanlar demokrasi ile yönetildiği hususu bir söylentiden ibarettir. Kurucuları arasındaki John Adams, demokrasiyi gangesterlerin yönetimi ile bir tutmuştu. ABD aslında bir cumhuriyet olarak kuruldu, Amerikalılar, gerçekten kendilerini temsil ettiğine inanılan temsilciler aracılığı ile yönetimde söz sahibi olacaktı. Günümüzde ise ABD’nin ne demokrasi ne de cumhuriyet olduğu iddia edilmektedir. Bu görüşlere göre Amerika şirketokrasi tarafından yönetilmektedir.

Şirketokrasi ABD’de bu kadar etkiyi nasıl elde etti?

ABD’de düzenli seçimler yapılmaktadır ancak gerçekte yönetimdeki devasa şirketler ve varlıklı elitler kendi çıkarlarını karşılamak yönünde çalışmaktadır.

Seçimleri kazanmak için para gerekir, daha çok paranız olduğunda seçimleri kazanma şansınız artar. Siyasetçiler bu parayı destekçilerden bağış isteyerek toplarlar. Şirketler büyümek ve gelişmek ister, karlılıklarını artırmak için kanun ve hükümet politikalarının kendilerini desteklemesini beklerler. Şirketokrasi, temelde siyasetçilerin ve iş sahiplerinin karşılıklı çıkar için birleşmesidir: Siyasetçiler hem istedikleri miktarda para hem de seçimleri kazanır, iş sahipleri de arzu ettikleri kanun, uygulama ve karları elde eder.

Zaten şirketokrasi tipi yönetimlerde seçimler yapılmalıdır. Yöneten sınıfın arzusu, insanların söz hakkına sahip olduklarına inanmasıdır. Bu amaçla birden fazla aday ortaya çıkar. Amerikan şirketokrasisinde, şirketler ve zengin elit kesim kazanan adayın kendi yanlarında olmasını istediklerinden, hem demokratları hem de cumhuriyetçileri desteklemektedir. Bazı görüşlere göre Amerikan seçimlerinde sadece iki adayın olması şirketlerin de işine gelmektedir çünkü böylece dağıtılacak para da azalmaktadır. Amerika’daki şirketokraside varlıklı elit ve şirketler direk ve dolaylı olarak adaylara kaynak sağlamaktadır. Bu durumda adaylar onlara borçlu duruma girmektedir. Borçlu durumdaki bu hükümetin, karar verme mekanizmalarının ana noktalarına şirketleri kollayacak kişileri, hatta bazı durumlarda bu şirketlerin yetkililerini atamaları sıkça görülen bir uygulamadır. Hükümet değiştiğinde ise bu elemanlara yüksek maaşla şirketlerde iş verilmektedir. Eski hükümet görevlilerinin lobicilik faaliyetlerinde yer alması da sık görülür, bu yolla hükümette halen görevde olanlarla mevcut ilişkileri kullanılarak şirket çıkarlarının takibi temin edilecektir. Devasa şirketlerle ABD hükümetleri arasındaki entagrasyona en iyi örneklerden biri Henry Paulson’dur. Paulson Goldman Sachs’ın CEO’su iken George W.Bush’un Hazine Sekreteri idi. Günümüzde ise görevlilerin iş değiştirmesine dahi gerek bulunmamaktadır. Başkan Obama 2011 de General Electric CEO’su Jeffrey Immelt’i ekonomi danışmanı olarak atamıştı ve Immelt General Electric’teki işine de devam etti.

Globalleşen dünyada büyük sermaye gruplarının sadece ABD sınırları içinde kalmayacağı ve amaçlarının kendi varlıklarını korumak, büyütmek ve şirketokrasiyi mümkün olduğu kadar geniş bir alanda etkin hale getirmek olduğu iddia edilmektedir.